Gönderen Konu: Subjektif Hak  (Okunma sayısı 821 defa)

Çevrimdışı Süleyman ERTUĞRUL

  • Avukat
  • Sr. Member
  • *****
  • İleti: 5678
  • Karma: +9/-0
    • Profili Görüntüle
    • Avukat İlanları
Subjektif Hak
« : 02 Haziran 2012, 14:22:42 Cts »
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu 2010/1-252 E.N , 2010/337 K.N.

İlgili Kavramlar

SUBJEKTİF HAK
TAPU İPTALİ VE TESCİL

İçtihat Metni

Taraflar arasındaki "Tapu iptal ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sincan Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 23.10.2008 gün ve 2004/287 E. 2008/476 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 31.3.2009 gün ve  2009/746 E.2009/3894 K. sayılı ilamı ile;

(…Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden 5 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün davacıların babası M... C... adına kayıtlı iken 1.8.2004 tarihinde 20.000-lira bedelle davalıya satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.

Davacılar, babası M,,,in taşınmazı temlik ettiği dönemde hukuki ehliyete haiz olmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.

Mahkemece, kayıt malikinin dava açıldıktan sonra vefat etmesi nedeniyle terekesine temsilci atanarak davaya devam edilip, temlik tarihinde M…'in hukuki ehliyete haiz olmadığının belirlendiği gerekçesiyle dava kabul edilmişse de; hemen belirtilmelidir ki Türk Medeni Kanununun 396 ve devamı maddelerinde açıklandığı gibi, hukuki ehliyetsizlik iddiasında kısıtlı kayıt maliki sağ ise, kendisine yasada öngörüldüğü biçimde vasi tayin edilmesi, vasinin de vesayet makamından izin almak suretiyle (Türk Medeni Kanununun 462/8.md) kısıtlının bütün menfaatlerini korumak, hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlü olduğu açıktır.

Ne var ki; davacıların dava tarihinde sağ olan babaları adına değinilen temsil yetkisi yerine getirilmeksizin dava açtıkları gözetildiğinde davacılar yönünden dava şartı olan taraf sıfatının varlığından söz edilemez.

Öte yandan, yargılama sırasında kayıt maliki M…in ölmesi terekesine temsilci atanarak davanın tereke temsilcisi tarafından takip edilmesi de davacıların var olmayan taraf ehliyetine hukukilik kazandırmaz.

Kaldı ki; böylesi bir durumda terekeye temsilci atanmasına da gerek bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirileceği gözetilerek davacıların dava açıldığı tarihte taraf ehliyetleri bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.

Davacılar C... K...; dava dışı kardeşleri Osman C...'un, babaları M... C...'un akıl zayıflığından yararlanarak, kayden babalarına ait bulunan 6 numaralı bağımsız bölümün davalıya satışını sağladığını ileri sürmüşler ve davalı kayıt maliki aleyhine tapu iptal ve tescil istemiyle 21.10.2004 tarihinde görülmekte olan davayı açmışlardır.

Dava tarihi itibariyle sağ olan davacılar murisi M... C...'un, davadan sonra 06.01.2005 günü vefat etmesi nedeniyle terekesine temsilci atanmış ve yargılama tereke temsilcisi huzurunda yapılmıştır.

Mahkemenin; "kayıt maliki M... C...'un temlik tarihinde hukuki ehliyeti haiz olmadığının belirlendiği" gerekçesiyle, esasa ilişkin olarak "davanın kabulüne" dair verdiği karar, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, "başlangıçta davacıların babaları sağ olması sebebiyle dava açma hakları yok ise de, davanın devamı sırasında davacıların babalarının vefatı üzerine ve mirasçı olmaları sebebiyle dava açma hak ve yetkileri doğduğu, bu şekilde dava şartı noksanlığının yargılama sırasında ikmal edildiği" gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Bilindiği üzere taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti medeni hukuktaki, medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Gerçekten, kimlerin taraf ehliyetine sahip bulundukları Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m.38, MK m.8, m.48).

Buna göre medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (MK m.8) ve tüzel (MK m. 48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine sahiptir. Taraf olma ehliyeti, medeni haklardan yararlanma hakkının bir sonucu olup; usul hukuku ilişinde süje olma, usul hukukundan yararlanma yeteneğidir. 

Her gerçek kişi, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahiptir; dolayısıyla gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade ehliyeti ölümle sona ereceğinden, ölmüş olan kişinin taraf ehliyeti yoktur.

Bir davada tarafların, taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartlarındandır. Bu nedenle, davanın taraflarından birinin taraf ehliyetine sahip olmadığı mahkemece kendiliğinden gözetilir ve dava esasa girilmeden reddedilir.

Öte yandan sıfat, dava konusu sübjektif hak ile taraflar arasındaki ilişkidir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) ilke olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı o hakkın sahibine ait olacaktır. Buna uygulamada aktif husumet denilmektedir.

Bu noktada, husumet konusu davanın her safhasında ileri sürülebilir ve mahkemece re'sen, karşı tarafın, bu yollu bir savunmanın yapılmasına, rızası olup olmadığına bakılmaksızın, incelenerek göz önünde tutulur.

Hemen ifade etmek gerekir ki, davacı olma sıfatı, dava konusu hakkın sahibine ait olduğundan, mahkemece davacının gerçekten taraf sıfatına sahip olduğu tespit edildikten sonra ancak dava konusu hakkın esasına ilişkin inceleme yapılabilir.

Taraf ehliyeti davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişi, taraf ehliyetine sahip olsa bile, bu kişinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yok ise, dava konusu hakkın esasına dair karar verilemez. Davanın sıfat yokluğundan reddine dair verilen karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden esasa ilişkin bir karardır.

Şu hale göre, bir taşınmaz hakkında tapu iptal ve tescil davasının, ancak o taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına dayanan kişi tarafından açılabileceği ve davada tapu iptal ve tescil isteminde bulunan tarafın gerçekten o hakkın sahibi olup olmadığının davanın her safhasında mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, her türlü duraksamadan uzaktır.

Somut olayda davacılar, dava tarihinde hayatta bulunan babalarının davalıya yaptığı temlikin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın hayatta olan babaları adına tescilini istemişlerdir. Temliki yapan ve gerçekten hak sahibi olan kişi hayatta bulunduğuna göre, bu temlike dayanarak her türlü dava açma hakkı münhasıran ona aittir.

Böyle bir durumda, hukuki ehliyetsizlik iddiası söz konusu olduğundan, hayatta bulunan kısıtlı gerçek hak sahibine vasi tayin edilmesi ve vasinin de vesayet makamından izin almak suretiyle hukuki işlemlerde onu temsil etmesi yasal bir zorunluluktur.

Konuya bu açıdan bakıldığında, davacıların babaları M... C...'un dava tarihi itibariyle hayatta olduğu ve yukarıda açıklanan hukuki olgular çerçevesinde taraf ehliyetine sahip bulunduğu; dolayısıyla dava konusu taşınmaz yönünden mülkiyet iddiasına dayalı olarak ancak kendisi ya da onu temsile yetkili vasi tarafından iptal ve tescil davası açılabileceği kuşkusuzdur.

Bu haliyle, eldeki davada davacılar, dava tarihinde hukuken taraf ehliyeti bulunan babaları adına, usule aykırı olarak  kendilerini taraf göstererek tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuş olup; dava tarihi itibariyle mevcut olan bu dava şartı olan usuli eksikliği, yargılama sırasında babanın ölmüş olması nedeniyle terekeye temsilci tayini suretiyle giderilmesi de olanaklı değildir.

Diğer taraftan, dava konusu taşınmazda hak sahibi olan ve dava tarihi itibariyle hayatta bulunan babaları adına dava açan davacıların, taşınmazı dava etme yetkilerinin (dava hakkının); eş söyleyişle davacı sıfatlarının bulunmadığı da açıktır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davanın reddi gereğine işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, esasa ilişkin olarak davanın kabulü yönünde verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

 S O N U Ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı BOZULMASINA,  istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 23.06.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi.



Konuyu Paylaş

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter

 

Hızlı yanıt'ı kullanarak çabukça ileti gönderebilir, iletilerinizde gülümseme ve bbc kullanabilirsiniz.

Uyarı: bu konuya en az 120 gündür yanıt gönderilmemiş.
Yanıt vermek yerine yeni bir konu açmanız önerilir.

Not: Bu konu bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.
Ad Soyad: E-Posta:
Doğrulama:
2023-1922=? (Cevap=101):

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
751 Gösterim
Son İleti 16 Temmuz 2012, 22:43:01 Pzt
Gönderen: Süleyman ERTUĞRUL