Gönderen Konu: KREDİ KARTI VE BİREYSEL KREDİ BORCUNDAN DOLAYI MAL BEYANI HARİCİNDE HAPİS VARMI  (Okunma sayısı 35230 defa)

musotegen

  • Ziyaretçi

bireysel kredi ve kredi borcunun ödenemez duruma düşmesinden dolayı,mal beyanı ve usulsüz eksik mal beyanı gibi nedenler haricinde.borcun ödenmesi için hapis cezası varmı.saygılar.

serdar26

  • Ziyaretçi
bildiğim kadarıyle mal beyanı haricinde,icra takıbine düşmüş ve icra takıbi esnasında bu borcun ödeneceğine dair bir taahhütte bulunulmuş ise taahhütte bulunan gerçek kişi hakkında 1 ay ile 3 ay arasında hapis cezası uygulanıyor.önemle dikkat edilmesi gereken konu takıbat esnasında tekrar ödeme taahhüdünde bulunmak..

Çevrimdışı Oktay

  • Oktay Hukuk
  • Üye
  • Gelişen Üye
  • *
  • İleti: 88
  • Karma: +1/-0
    • Profili Görüntüle
    • http://www.oktay.av.tr/

İcra İflas Kanununda düzenlenmiş haller var, örneğin kazançtaki artışı bildirmeme gibi.

Çevrimdışı eceberk8981

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
MERHABALAR;bugun eşim taahhütte bulunulmuş bir taşıt kredisi gerekçesiyle 3 ay hapis cezası istemiyle alındı..bir kaç gün nezarette bekletilip borcun  ancak TAMAMININ ödenmesi halinde avukat davayı düşüreceğini söyledi,ve hiç bir anlaşmaya acık olmadığını belirtti..

durum şöyle;
2010 eylül ayında alınan 0 km arabanın toplam değeri 38.000tl,
biz 8.000tl nakit geri kalan kısmını bir bankadan kredi olarak aldık..cok iyi giden işlerimiz sigara yasağı nedeniyle birden düştü ve eşim acıkcası battı..kredileri düzenli ödeyemez olduk..ve banka arabaya haciz koydu.ve yine aynı banka eve haciz işlemi yaptı-.beyaz eşya tv vb. ayrıca icra takıbi esnasında bu borcun ödeneceğine dair bir taahhütte bulunması konusunda baskıda bulunuldu.avukat bunların formalite olduğunu söyleyerek eşime imzalattı .
araba satıldı 27.000 tl ye
geriye kalan 3.000 tl borcu bize faiziyle 20.000 tl ye cıkadılar.
ve bu borç ödenmezse 3 ay hapis cezası alacağı söylendi.bugun eşimi polisler aldı.avukatlarımız kurtulma sansı yok 3 ay hapis cezası alır ödenmezse,herşey banka avukatına bağlıymış.ve bu parayı ödeyecek durumumuz yok...ayrıca bu durum eşimin sabıkasına gecermi,gecerse ne olarak gecer?sabıkası olanlara iş bile verilmiyor biliyorsunuz,bu tüm konu hakkında bilgisi tecrübesi olan herkese soruyorum bana bir yol gösterin,teşekkür ediyorum.

Çevrimdışı M. Kazım Deniz

  • MUSTAFA KAZIM DENİZ
  • Üye
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 203
  • Karma: +5/-0
    • Profili Görüntüle
  Evet var ;sadece eğer resmi olarak alacaklı bankaya ödeme taahhüdünde bulunup da vadesi geldiği halde ödeme yapmazsanız ,size yediemin olarak banka avukatı ve icra memurunun tevdii ettiği hacizli eşyaları satar ,saklar veya değiştirirseniz hapis cezası müeyyidesine maruz kalırsınız.Kaldı ki mal beyanında bulunmamaktan dolayı hapis cezası 2005 yılında anayasa -kanun çatışması bahane edilerek yürürlükten kaldırıldı bu da bilginize sunulur.
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2011, 02:12:35 Prş Gönderen: M. Kazım Deniz »

Çevrimdışı cagripayza

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 1
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
Merhaba öncelikle.

Annemin almış olduğu krediyi geri ödeyemedik. Taksitlendirdik fakat yine ödeyemedik. Daha sonra Annem ile babam boşandılar. Hiçbir mal varlığımızın olmadığını ve bu borcu ödeyemeyeceğimizi dilekçeyle bankaya bildirdik. Bugün tebligatın son günüydü. Haciz işlemi başlatacaklarını söylediler. Ne yapabiliriz bu durumda? Annemin üzerine hiçbir şey yok. Babamın da yok. Hapis cezası alır mı annem? Bu beladan kurtulmak için lütfen bir çıkış yolu gösterin bize. Çok acil. Teşekkürler.

Çevrimdışı M. Kazım Deniz

  • MUSTAFA KAZIM DENİZ
  • Üye
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 203
  • Karma: +5/-0
    • Profili Görüntüle
Kural olarak evet ancak ödeme taahhütnamesini imza eden borçlu veya üçüncü şahıs artık o kimse ,kaymakamlıktan fakirlik belgesi alır veya bunu alamayıp da SGK dan maaş almadığına dair yazılı evrak ve bir de  evde haciz kabil eşyası olmadığına dair haciz tutanağının suretini hakkınızda icra ceza mahkemesinde dava açıldığında(davayı bekleyin) dava dosyasına sunarsa  bu şartla  ödeme taahhüdünde bulunan  şahıs(anne veya babanız) ödeme acziyetinde bulunması cihetiyle beraat edecektir.
« Son Düzenleme: 18 Ekim 2011, 14:57:49 Sal Gönderen: M. Kazım Deniz »

Çevrimdışı Zeytin

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 1
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
Merhaba,

Kredi kartı borcum var. Ticaret yapıyorduk dolandırıldım. Ciddi bir tutar borcum oluştu bankalara ( 40.00 Tl). Ödeyecek durumum veya mal varlığım yok. Bu durumda hapis cezası var mı ? Evime haciz gelir mi ? Bir bilgi verebilirseniz çok teşekkür ederim. Saygılar.

Çevrimdışı M. Kazım Deniz

  • MUSTAFA KAZIM DENİZ
  • Üye
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 203
  • Karma: +5/-0
    • Profili Görüntüle
mal beyanında bulunmamadan dolayı 2005 aralık ayından itibaren hapis cezası verilmemektedir.Ancak aşağıdaki hallerde gene hapis cezası uygulaması sürmektedir.
 1-Yedieminliği suistimal
 2-Ödeme taahhüdünü ihlal
 3-Hileli iflas
 4-Kasden ticareti terk(işyeri kapatıp da yeni faaliyet adresini ticaret odasına bildirmeme)
 5-Malvarlığını uygun olmayan tasarruflarla  eksiltme.

Çevrimdışı ibrahimayk

  • Moderator
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 381
  • Karma: +9/-0
    • Profili Görüntüle
Bir tane daha var . İİK da borçluya büyük bir tuzak. Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası var.

      T.C.

          YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

 

E : 2002/16 HD-70

K : 2002/197

T : 12.3.2002

 

   GERÇEĞE AYKIRI MAL BEYANINDA BULUNMA SUCU ANAYASASININ 38. MADDESİNDE DÜZENLENEN YASAK KAPSAMINDA DEĞİLDİR

 

2004.İİK/338 - 2709.AY/38

 

ÖZET: Uyuşmazlık, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunma suçunun yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülük kapsamında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Söz konusu suç, yasadan kaynaklanan bir yükümlülüğün yasadaki koşullara uygun ancak gerçeğe aykırı biçimde yerine getirilmesi suretiyle işlenen ve kusur sorumluluğuna dayanan bir suçtur. Bu suçla korun­mak istenen hukuki yarar kamu güvenidir. Mezkur suçun yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi olarak nitelendirilmesi olanaksızdır.

 

Gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçundan sanık Süleyman'ın İİY.'nın 338/1. maddesi uyarınca l ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesi'nden verilen 30.3.2001 gün ve 6266-1904 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nce 28.12.2001 gün ve 9018-11063 sayı ile;

 

"4709 Sayılı Kanunla Anayasanın 38. maddesinin son fıkrasına "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz" hükmü eklenmiş, bu hüküm 17.10.2001 gün ve 24556 sayılı mükerrer Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Anayasanın açık hükmü karşısında sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremeyen kişilere yaptırım olarak hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi mümkün değildir.

 

Sanığa İİK.' na aykırı davranışı nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza tayin ve takdir edilmiştir. Şikâyetçi ile sanık arasındaki temel ilişki sözleşme hukukundan kaynaklanmaktadır.

 

Anayasa hükmünün üstün norm olması, sonradan yürürlüğe girmesi, yaptırım yönünden sanık lehine düzenleme yapılmasını zorunlu kılması karşısında kanun koyucu tarafından yeni hüküm doğrultusunda yasal düzenleme yapılmasının beklenmesi ve sonucuna göre uygulama yapılması gerekir" gerekçesi ile diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.

 

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 18.2.2002 gün ve 111016 sayı ile;

 

"Gerçeğe aykırı mal beyanında bulunma suçu sözleşmeye aykırılıktan değil, kanunla getirilen bir yükümlülüğe aykırılıktan kaynaklandığından, Anayasanın ilgili maddesinde ifade edilen "yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülük" kapsamında değerlendirilemez. Burada eşya üzerinde kullanılan hapis hakkının icrasına, borcun tahsiline yönelik olarak veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün ihlali nedeniyle özgürlüğün kısıtlanması hali söz konusu olmayıp, kanunda düzenlenen bir suç nedeniyle özgürlük kısıtlanmaktadır. Kanunla suç olarak düzenlenen hususlar ise bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Yine burada, borcun ödettirilmesine matuf bir objektif sorumluluk hali yoktur. Kusur sorumluluğu söz konusu olup, o da borcun ifasını esas almamaktadır. Çünkü maddede "beyanı hakikate aykırı surette yapan kimse..." ibaresine yer verilmiş olup, burada esas olan kusur sorumluluğudur. O halde kusur sorumluluğu esas alınmakla, Anayasanın belirtilen maddesinde ifade edilen "yerine getirememe" değil, yerine getirmeme durumu söz konusudur.

 

Bu nedenle İİK.'da düzenlenen gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçu Anayasanın 38. maddesinin 8'inci fıkrası kapsamında kalmamaktadır. Bir an için fıkra kapsamında kaldığının düşünülmesi halinde dahi, getirilen düzenleme doğrudan doğruya uygulanabilir nitelikte bulunmadığından, bu hükme dayanılarak bozma karan verilmesi olanağı bulunmamaktadır" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak özel daire bozma kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

 

Dosya birinci başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

 

CEZA GENEL KURULU KARARI
 

Sanığın gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, Anayasa'nın 38'inci maddesine 4709 Sayılı Yasa ile 9'uncu fıkra olarak eklenen, "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" şeklindeki kuralın İcra ve İflas Yasasının 338'inci maddesinde düzenlenen ve yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan suç bakımından nazara alınıp alınamayacağı, diğer bir anlatımla gerçeğe aykırı mal beyanında bulunmanın yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülük ve getirilen düzenlemenin doğrudan uygulanabilir nitelikte olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

 

Toplumsal barışı sağlamak ve fertlerin hak ve özgürlüklerini güvenceye kavuşturmakla görevli olan Devlet kendiliğinden hak almaya izin vermemiş, buna yönelik eylemleri yaptırıma bağlamış ve hakkın yerine getirilmesini kendi tekeline almıştır. Devletin üstlendiği bu görevi etkin bir biçimde yerine getirebilmesi için ceza siyaseti gereği bazı önlemlere başvurma gereksinimi bulunmaktadır. İcra hukukunda öngörülen bir kısım önlemler de bu amaca yöneliktir. Nitekim mal beyanında bulunmama suçunu konu alan 11.12.1957 gün ve 16-28 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, İcra ve İflas Kanunu ile getirilen cezai hükümlerin prensip itibariyle borçluyu kanun emirlerine karşı itaate mecbur etmek için getirilmiş yaptırımlar olduğuna işaret edilmiştir.

 

İcra ve İflas Yasamızın konuya ilişkin olan ve "Hakikata muhalif beyanda bulunanların cezası" başlığını taşıyan 338'inci maddesinin l'inci fıkrasında da; "Bu kanuna göre istenen beyanı hakikata aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine tetkik mercii tarafından bir aydan bir seneye kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılır" hükmüne yer verilmiştir.

 

Görüldüğü üzere bu hükümle, İİY.'nın 74'üncü maddesine göre icra dairesine bildirilmesi gerekli beyanın gerçeğe aykırı surette yapılmış olması bağımsız suç olarak düzenlenmiştir. Yine aynı yasanın 89'uncu maddesine göre kendisine tebligat yapılan üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması halinde de 338'inci madde hükmü uygulanacaktır.

 

Gerçeğe aykırı bildirimde bulunma, borçlunun "başkasına ait mal, alacak ve hakları kendisine aitmiş gibi göstermesi" veya "kendisine ait mal, alacak ve haklan" gizlemesidir. Maddenin kaleme alınış biçiminden de anlaşılacağı gibi, suça konu beyanın yasa uyarınca yapılması gerekli olup, yasal bir zorunluluk olmadan yapılan bildirimin "gerçeğe aykırı olması" halinde İİY'nin 338/1. maddesinde yazılı suç oluşmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, mal bildiriminin İİY.'nın 74'üncü maddesinde gösterilen koşulları taşıması, bildirimin bizzat borçlu tarafından ve gerçeğe aykırı olduğu bilinerek yapılması gerekir. Alacaklının gerçeğe aykırı bildirim nedeniyle zarara uğrayıp uğramaması da suçun oluşumunda etkili değildir.

 

Bu suç ile, Devletin cebri icra fonksiyonunu yerine getirdiği sırada yamrulmasının önüne geçilmek, böylelikle, bir yandan kendiliğinden elde edemediği haklarına Devletin cebri icra yöntemi aracılığıyla kavuşmayı uman fertlerin bu hususta kamuya duydukları güven korunmak, diğer yandan da fertlerin yasal yükümlülüklerini yerine getirdiği sırada kendilerine kamu tarafından duyulan güvenin kötüye kullanılmasının önlenmesi istenmiştir.

 

Anayasanın 38'inci maddesine 4709 Sayılı Yasanın 15'inci maddesi ile eklenen   9'uncu fıkrasındaki, "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" şeklindeki yasağın koşulları, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.1.2002 gün ve 407/133 sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklanmış olup, bunlar, "yükümlülüğün yalnızca bir sözleşmeden kaynaklanması" ve "bu yükümlülüğün yerine getirilememesi"dir; fıkranın uygulanabilmesi için sayılan iki koşulun bir arada bulunması gerektiğinden, sözleşmeden kaynaklanmayan yükümlülükler ve yerine getirmeme halleri bu yasak kapsamında değerlendirilemez.

 

İİY.'nın 338/1. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı mal beyanında bulunma suçu bu belirlemeler ışığında değerlendirildiğinde, bu suçun, yasadan kaynaklanan bir yükümlülüğün yasadaki koşullara uygun ancak gerçeğe aykırı biçimde yerine getirilmesi suretiyle işlenen ve kusur sorumluluğuna dayanan bir suç olduğu, suçla korunmak istenen hukuki yararın "kamu güveni" olduğu ve eylem neticesinde alacaklının zarara uğrayıp uğramamasının da suçun oluşumunda etkisinin bulunmadığı dikkate alındığında, bu suçun "yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi" olarak nitelendirilmesi olanaksızdır. Dolayısıyla, İİY.'nın 338/1. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunma suçu, Anayasanın 38'inci maddesine 4709 Sayılı Yasa ile eklenen 9'uncu fıkrada öngörülen ve kamu makamlarının kişi özgürlüğünü kaldırma yetkisini sınırlayan yasak kapsamında değerlendirilemez.

 

Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

 

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, özel daire bozma kararının KALDIRILMASINA, dosyanın esas hakkında inceleme yapılmak üzere 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine 12.3.2002 günü oybirliğiyle karar verildi.

 
Paylaşmak en büyük erdemdir.


Konuyu Paylaş

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter

 

Hızlı yanıt'ı kullanarak çabukça ileti gönderebilir, iletilerinizde gülümseme ve bbc kullanabilirsiniz.

Uyarı: bu konuya en az 120 gündür yanıt gönderilmemiş.
Yanıt vermek yerine yeni bir konu açmanız önerilir.

Not: Bu konu bir moderatör tarafından onaylanmadan görüntülenmeyecektir.
Ad Soyad: E-Posta:
Doğrulama:
2023-1922=? (Cevap=101):

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1644 Gösterim
Son İleti 06 Haziran 2008, 13:06:55 Cum
Gönderen: SerMimar
4 Yanıt
2755 Gösterim
Son İleti 07 Kasım 2008, 16:32:59 Cum
Gönderen: Bilgili
1 Yanıt
2534 Gösterim
Son İleti 23 Mart 2011, 03:48:14 Çrş
Gönderen: Serdar Cengiz
0 Yanıt
680 Gösterim
Son İleti 04 Haziran 2012, 11:59:14 Pzt
Gönderen: Nezih Kök
0 Yanıt
627 Gösterim
Son İleti 04 Haziran 2012, 12:10:49 Pzt
Gönderen: Nezih Kök